Acil Durumlar ve Hastalıklar

AKUT RİNOSİNÜZİT

doktoryilmazbay Yorum yok

         Sinüsler; burun, yüz ve alnın iki tarafında bulunan içi hava dolu keseciklerdir. Etmoid ve maksiller sinüsler doğumda gelişmiştir. Sfenoid sinüs 5 yaşında, frontal sinüs 6 yaşında gelişmeye başlar. Bunlardan en büyüğü olan ve çocuklarda en fazla hastalığa neden olan Maksiller sinüsler; burnun iki tarafında kapakçıkları ile burun boşluğuna açılırlar. Solunum havasını nemlendirir, ısıtır. Başın ağırlığını hafifletir. Ses rezenonsına yardımcı olurlar.

         Çocuklarda Akut Rinosinüzit deyince burun ve Maksiller sinüslerin birlikte enfekte olmalarını anlıyoruz. Burunu döşeyen epitel ile maksiller sinüs içindeki kesecikleri döşeyen epitel bir devamlılık içindedir. Çocuklarda Maksiller Sinüs tek başına iltihaplanmaz. Burundaki enfeksiyon yapan mikroplar zamanla ilerleyerek sinüslere geçer ve orada çoğalarak enfeksiyona neden olurlar o nedenle hastalığa Rinosinüzit adı verilir. 

         6. aydan itibaren çocuklarda Rinosinüzit görülebilir. Çocukluk yaş grubunda sinüslerin anatomisi yetişkinlerin yapısına benzemekle birlikte hacim olarak onlardan daha küçüktür. Bu küçüklük ve çocukların sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmesi  Rinosinüzit oluşumunun en önde gelen nedenleri arasındadır.

Sinüzit; çocuklarda ciddi kafa içi komplikasyonlarına yol açması, tekrarlayan  sinobronşial enfeksiyonlarına neden olması, çocuklarda gelişim bozukluğu yapması riski nedeni ile çok önemlidir. Çocuğun yaşam kalitesini ve uyku düzenini bozar. Okul başarısını olumsuz etkiler. İştahını da olumsuz etkileyerek vücut direncinin kırılmasına ve gelişme geriliğine neden olabilir. 

                                     SİNÜZİTE NEDEN OLAN EN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

  • Sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları
  • Alerjik Rinit (Çocuklarda en sık görülen Otorinosinüzit nedenleri arasındadır. Sinüzitli çocukların %60-80’inde zeminde alerji saptanmıştır.)
  • Adenotonsiller hipertrofi (Geniz eti ve bademcik büyüklüğü; Burun boşluğunu ve sinüslerin ağzını daraltarak sinüzit oluşumuna neden olabilirler.)
  • Gastroözefagialreflü (GÖR; mide içeriğinin özellikle geceleri ağızdan geri gelerek solunum yollarının düzenini bozması sonucu sinüzite neden olan faktörler arasındadır.      
  • Bağışıklık yetmezliği   
  • Genetik kökenli burun eğrilikleri
  • Dudak ve damak yarıkları
  • Burun polipleri
  • Burun içinde yabancı cisim (Burunda hava yolunu tıkayarak tekrarlayan sinüzit oluşumuna zemin hazırlarlar.)
  • Saçların ıslak bırakılması
  • Rüzgarda kalma
  • Soğukta çalışan klimanın karşısında kalma
  • Soğuk havalarda özellikle başın ve boyun kaslarının korunmaması 

RİNOSİNÜZİTTE TANI

        Çocuklarda sinüzit tanısı iyi bir aile hikayesi alınması ve iyi bir klinik muayene ile koyulabilir. Çocuklarda akut Rinosinüzitte sinüs grafisi çekilmesine gerek yoktur. Yine çocuklarda sinüslerden kültür alınamaz ve sinüslerin endoskopik muayenesi yapılamaz.

Eğer çocukta öksürük 10 günü geçti ise ve giderek artıyorsa, öksürükle birlikte birden 39-40 dereceye çıkan ateş oldu ise, burundan aşağıya, genizden arkaya doğru koyu, yapışkan, kötü kokulu bir akıntı varsa, geceleri artan bir öksürük varsa sinüzitten şüphelenilmelidir. 

        Çok küçük çocuklarda huzursuzluk tek başına sinüzit belirtisi olabilir. Daha büyük çocuklarda büyüklere benzer şekilde baş ağrısı, yüz ağrısı, dişlerde ağrı, kulak ağrısı, kulakta basınç ve dolgunluk hissi, burun kanaması, ağızda koku ve tat alma bozukluğu, ses kısıklığı, mide bulantısı, derslerde başarısızlık, uyku bozukluğu, davranış bozukluğu görülebilir. Gece öksürüğü belirgindir. Sabahları şiddetli öksürük sonrası kusma karakteristiktir.

         Fizik muayenede; burun tıkanıklığı ya da koyu sarı-kötü kokulu bir burun akıntısı, genizden arkaya doğru bir akıntı sinüziti düşündüren bulgular arasındadır.

Alerjik problemi olan çocuklarda burun ve genizde tıkanıklık, göz altında morarma gözlenebilir. 

RİNOSİNÜZİTTE TEDAVİ

        Akut Rinosinüzit hiç tedavi edilmese bile %40-60 oranında kendiliğinden iyileşen bir hastalıktır. Hangi hastanın doğal iyileşme sürecine bırakılacağı, hangi hastada ilaç tedavisi uygulanacağına doktorunuz karar verecektir. 

        Akut Rinosinüzitte Tedavide; 10-15 gün süre ile antibiyotik kullanmak gerekir. Amoksisilin, Amoksisilin-Klavulanik asit içeren bir antibiyotik başlangıç tedavisinde önerilebilir. Tekrar eden Rinosinüzit olgularında Sefalosporin grubu bir ilaçla tedaviye başlanmalıdır. Ağızdan yeterli ilaç almayan çocuklarda enjeksiyon şeklinde sefalosporinlerle kullanılabilir. 

        Akut Rinosinüzit tedavisinde burun damlalarıyla burnun açılması çok önemlidir. Tedavinin başlangıcında ilk 3-5 gün süre ile her 3-4 saatte bir serum fizyolojik içeren burun damlaları, buruna damlatılarak solunum yolu açılmalıdır. 2 yaş üstü çocuklarda 2-3 gün süre ile dekonjestan içeren burun damlaları kullanılabilir.

        Akut Rinosinüzit tedavisinde; zeminde alerji varsa antihistaminikler kullanılabilir. Yine dekonjestanlar, mukolitikler, buhar tedavisi hastanın durumuna göre doktorunuzun önerileri doğrultusunda kullanılabilir. Bu ilaçların rutin kullanımda yeri yoktur.

RİNOSİNÜZİTTE KORUNMA        

Korunmanın birinci şartı; çocuğun bulunduğu ortamda asla sigara içilmemelidir.

  • Çocuklar en az 6 ay tek başına anne sütü almalıdır.
  • 6 aydan sonra anne sütüne ek olarak uygun ek gıda başlanmalı ancak  emzirme 2-3 yaşına kadar sürdürülmelidir.
  • Çocuklar yatarak emzirilmemeli ve yatarak beslenmemelidir. Mümkün olduğunca dik emzirilmeli ve beslenmelidir.
  • Yalancı meme alan çocuklarda uykuya daldığında yalancı meme ağzından çıkartılmalıdır
  • Çocukların yeterli ve dengeli beslenmesine özen gösterilmelidir.
  • Çocuğun bulunduğu çevre koşulları düzeltilmeli, üst solunum yolu enfeksiyonunu azaltacak önlemler alınmalıdır.
  • Çocuğun bulunduğu çevrede temizlik koşullarına özen gösterilmelidir.
  • Çocuklar mümkün olduğu kadar kalabalık yerlerden uzak tutulmalıdır.
  • Çocuklar mevsim şartlarına uygun giydirilmeli, özellikle soğuk aylarda çocukların giyimine daha çok özen gösterilmelidir.
  • Çocuklar mümkün olduğu kadar sıcak aylarda soğutmada çalışan klimadan uzak tutulmalıdır.
  • Çocukların sağlık kontrolleri ve aşıları zamanında yaptırılmalıdır.

DR.YILMAAZ BAY

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

ORTA KULAK ENFEKSİYONU (AKUT OTİTİS MEDİA=AOM)

doktoryilmazbay Yorum yok

        Akut Otitis Media (AOM); dış kulak yolu ile iç kulak yolu arasında kalan orta kulak boşluğunu döşeyen mukoza adı verilen döşeyici örtünün iltihaplanmasına Akut Otitis Media (AOM) denir. Dış kulakla orta kulak arasında bulunan orta kulak zarı orta kulak içindeki Örs, Çekiç ve Üzengi kemikleri ile iç kulağa bağlanır. Orta kulak boşluğu östaki borusu adı verilen bir tüple burun ve genize açılır. Orta kulağın havalanması ve temizlenmesi bu tüp ile sağlanır. Normalde orta kulak hava ile doludur. Basit üst solunum yolu enfeksiyonu yapan mikroplar burnu kulağa bağlayan bu Östaki tüpü aracılığı ile burundan orta kulağa geçerek orada enfeksiyona neden olurlar. Orta kulağa geçen mikroplar mukoza denilen iç zarda üreyerek iç örtüyü şişirirler. Bu şişme sonucu östaki borusu tıkanır. Östaki borusu tıkanınca kulağın havalanması bozulur ve kulakta iltihaplı sıvı birikmeye başlar. Östaki borusu tıkandığı için biriken bu sıvı, burun ve genize akamaz. Biriken bu sıvı birikme derecesine göre çocukta; kulak ağrısı, ateş, huysuzluk-huzursuzluk, hatta ilerleyen olgularda dış kulaktan sıvı gelmesi (Perfore Otitis Media) gibi çeşitli belirtilerle karşımıza çıkan orta kulak iltihabı bulgularına neden olmaktadır.    

        Östaki borusu normalde kapalıdır. Yutkunma sırasında burun ve genizde artan basınçla açılır. Burun-boğaz enfeksiyonlarında öksürme, hapşırma, emme, yutkunma, yüksek basınçla sümkürme gibi hareketler östaki borusunun ağzını açarak burun ve genizdeki mikropların orta kulağa geçişini sağlar. Orta kulağa geçen bu mikroplar orta kulakta çoğalarak enfeksiyona neden olurlar.

AKUT OTİTİS MEDİA’NIN NEDENLERİ

         AOM; Çocukların en sık görülen bakteriyel enfeksiyonudur. Özellikle 6 ay-2 yaş arası çocuklarda görülme sıklığı en fazladır. Çocukların %80’i 3 yaşına kadar en az 1 kez AOM geçirirler.

        AOM’nin çocuklarda sık görülmesinin birinci nedeni; çocuklar erişkinlere göre daha sık burun-boğaz enfeksiyonları geçirmektedirler. Geçirilen bu enfeksiyonlarda kolayca Östaki borusu vasıtasıyla kulağa geçerek orada enfeksiyona neden olmaktadırlar.

        AOM’nin ikinci nedeni ise; burundan kulağa giden Östaki tüpü erişkinlere göre daha kısa, daha yumuşak ve daha geniştir. Bu özellikler burun-boğaz enfeksiyonlarının kolayca orta kulağa geçişine neden olmaktadırlar.

        AOM’nin çocuklarda daha sık görülmesinin diğer nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz:

  • Doğum ağırlığının küçük olması
  • Anne sütünün yeterince alınmaması
  • Çocuğun bulunduğu ortamda sigara içilmesi
  • Çocuğun biberonla beslenmesi
  • Çocuğun yatarak emzirilmesi ya da beslenmesi
  • Ev ortamında hijyen kurallarına uyulmaması
  • Evde kardeş sayısının çokluğu
  • Anne-baba ve kardeşlerde AOM geçirme öyküsü gibi genetik yatkınlığın olması
  • Erken çocukluk yaşının sonbahar-kış ya da ilkbahar aylarına gelmesi
  • Bağışıklık sisteminin yetersizliği
  • Çocuğun yeterli ve dengeli beslenememesi
  • Mevsim şartlarına uygun giyinmemek
  • Dudak-damak anomalileri
  • Doğuştan gelen çeşitli hastalıklar
  • Çocukta kronik bir hastalığın olması

        AOM’ye neden olan mikropların %20 si virüslerdir. Bunlar; Respiratuar Sinsisyal Virüs, Adeno Virüs, Rino Virüs, İnfluenza A ve B virüsü gibi virüslerdir. AOM’ye neden olan mikroların %80 i bakterilerdir. Bunlar S.Pneumonia, Haemophilus influenza, Morexalla catarrhalis gibi bakterilerdir.  

        Orta kulak  enfeksiyonu bulaşıcı değildir ancak orta kulak enfeksiyonuna neden olan üst solunum yolu enfeksiyonu bulaşıcıdır. Bulaşan üst solunum yolu enfeksiyonu her çocukta AOM’ye neden olmaz. Her çocuğun mikroba cevabı farklı seyreder. Viral üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren çocukların %30-40’ında AOM gelişir.

AKUT OTİTİS MEDİA’DA KLİNİK BELİRTİLER

        AOM; basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası ortaya çıkabilir. Özellikle 2 yaş üstü çocuklarda 2-3 gün süren üşüme, titreme, ateş (hastaların %30-35’inde görülür) burun tıkanıklığı, burun akıntısı, nezle, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük, hırıltı, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik, iştahsızlık gibi belirtilerden sonra çocuğu uykudan uyandıracak şiddette bir kulak ağrısıyla kendini belli edebilir. 2 Yaş altı çocuklar kulak ağrısını çok net anlatamayabilirler. Bazen huzursuzluk tek başına kulak iltihabı belirtisi olabilir. 2 yaş altı çocuklarda kulak çekiştirme, huysuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık da kulak iltihabının en önemli belirtisi olabilir. 2 Yaş üstü çocukların da yaklaşık %20’si kulak ağrısı olmadan da AOM  geçirebilirler. Bazen televizyonun yüksek sesle dinlenmesi ya da yüksek sesle konuşma da kulak iltihabı belirtisi olabilir.

        Orta kulaktaki sıvı kulak zarını dışarı doğru iterek gerginleştirir. Bu gerginleşen kulak zarı çocuklarda kulak ağrısının başlıca nedenidir. Bazen orta kulaktaki enfeksiyon ilerleyerek kulak zarını aşırı gerer, bu gerilme sonucu ağrı çocuklarda en yüksek düzeyde hissedilir ve çocuk çok huzursuzdur. Bazen bu aşırı gerilme sonucu kulak zarı delinir, orta kulaktaki iltihap sıvısı  dış kulak yolundan dışarı akabilir.Buna Perfore Otitis Media denir. Kulak zarı delinince zardaki gerginlik bittiği için kulaktaki ağrı azalır, çocuktaki huzursuzluk biter ancak kulakta iltihap devam etmektedir. Mutlaka doktor kontrolünde tedavi edilmelidir.

AKUT OTİTİS MEDİA’DA TEDAVİ

        AOM’de tedavinin amacı; öncelikle yakınmaların giderilmesi, kulaktaki enfeksiyonun tedavi edilmesi, komplikasyonların ve kalıcı işitme kaybının önlenmesidir.

        Ağrı ve ateş için; ibuprofen ya da parasetamol cinsi aneljezik ve antipretikler kullanılabilir. Kulak ağrısı şiddetli ise; kulak zarına dış kulaktan damlatılan lokal aneljezikler kullanılabilir. Kulak zarı delinmediği sürece çocuklarda antibiyotikli kulak damlaları kullanılmaz. Zeminde alerjik bir tablo varsa antihistaminikler kullanılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları şiddetli ise; 2-3 günü geçmeme koşulu ile buruna dekonjestanlı burun damlaları damlatılabilir.

         Kulak iltihabında burun ve genizlerin açılması çok önemlidir. Onun için çocuklarda burun-boğaz enfeksiyonlarında serum fizyolojik dediğimiz tuzlu sulu burun damlalarını her 3-4 saatte bir 4-5 damla bir burun deliğine, 4-5 damla diğer burun deliğine olmak üzere 4-5 gün süre ile çocuğunuzun burnuna damlatabilirsiniz. Doktora gidinceye kadar ibuprofen ya da paracetemol cinsi bir ağrı kesici verebilirsiniz. Ağrı olan kulağa lokal aneljezikli kulak damlası, sıcak havlu, termofor koyabilirsiniz. Çocuğunuzu ağrı olan tarafa yatırmanız da ağrıyı hafifletebilir.

         Kulak zarı delinmişse ya da kulağa tüp takılmışsa; dış kulaktan orta kulağa sıvı kaçmaması için özellikle banyo öncesinde en az 1 ay vazelinli bir pamukla dış kulak yolu kapatılmalıdır. Çocuk havuza ya da denize girecekse; vazelinli pamuk dışında ayrıca başına uygun, kulağı kapayan bir bone de  kullanmalısınız.

AOM’DE ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ

        2 yaş altı çocuklarda viral başlangıçlı da olsa hastalığa genelde bakteriler de eklenmiştir. Hastalık daha ağır seyreder ve daha çok yan etkilere neden olabilir. Kulak zarında delinme ve kalıcı işitme kaybı olma oranı daha yüksektir. O nedenle AOM’de 2 yaş altı çocuklarda mutlaka doktor kontrolünde antibiyotik tedavisi gereklidir. Hastalığın durumuna göre doktorunuz 7-10 gün süre ile uygun dozda uygun antibiyotikleri size önerecektir. Önerilen ilaçları; önerilen dozda ve önerilen zaman aralığında kullanmalısınız. Antibiyotik bitiminde çocuğunuzu mutlaka doktorunuza tekrar kontrole götürmelisiniz.

        2 yaş üstü çocuklarda çocuğun klinik durumuna, yakınmaların şiddetine, ateşin durumuna, aile-doktor işbirliğinin durumuna göre doktorunuz antibiyotik tedavisi vermeden de burun açıcılar, aneljezik ve antipretiklerle çocuğunuzu izleyebilir. Gerektiğinde tedaviye antibiyotik de ekleyebilir.

        Çocuğunuzun yakınmaları 48-72 saat içerisinde geçmezse mutlaka doktorunuzu yeniden  ziyaret etmelisiniz. Antibiyotik tedavisinin bitiminde de çocuğunuzun kulağını kontrol ettirerek hastalığın tam olarak geçtiğinden emin olmalısınız. Bazen antibiyotik tedavisinin bitiminde doktorunuz size koruyucu tedavi de verebilir.

TEKRARLAYAN OTİTİS MEDİA

        6 ay içerisinde 3 ve daha fazla kulak iltihabı geçirilmesine Tekrarlayan Otitis Media denir. Böyle durumlarda koruyucu tedavi gerekebilir. Koruyucu tedavide yoğun antibiyotik tedavisi bitirildikten sonra 3-6 ay süre ile düşük dozda antibiyotik tedavisi kullanılabilir. Zeminde alerji varsa alerji tedavisi yapılabilir. Kulak zarına tüp takılabilir. Geniz eti (adenoid) büyük ise alınabilir. Hangi tedavilerin uygulanacağına kontroller sonunda doktorunuz karar verecektir.

OTİTİS MEDİA’DAN KORUNMA

  • Çocuklar en az 6 ay tek başına anne sütü almalıdır.
  • 6 aydan sonra anne sütüne ek olarak ek gıda başlanmalı ama emzirme 2-3 yaşına kadar sürdürülmelidir.
  • Çocuklar yatarak emzirilmemeli ve yatarak beslenmemelidir. Mümkün olduğunca dik emzirilmeli ve beslenmelidir.
  • Yalancı meme alan çocuklarda uykuya daldığında yalancı meme ağzından çıkartılmalıdır. Çünkü uyurken yapılan emme hareketleri Östaki borusunun ağzını açarak burun ve genizdeki besin artıkları ve enfeksiyon yapan mikropların orta kulağa geçmesini kolaylaştırmakta  bu da enfeksiyona zemin hazırlamaktadır.
  • Nezle, grip gibi enfeksiyonlarda çocuklar şiddetli sümkürmemelidir. Çünkü bu şiddetli sümkürme hareketi östaki borusunun ağzını açarak burun ve genizdeki mikropların orta kulağa geçmesini kolaylaştırmaktadır.
  • Çocukların yeterli ve dengeli beslenmesine özen gösterilmelidir.
  • Çocuğunda yanında hatta bulunduğu evde kesinlikle sigara içilmemelidir.
  • Çocuğun bulunduğu çevre koşulları düzeltilmeli, üst solunum yolu enfeksiyonunu azaltacak önlemler alınmalıdır.
  • Çocuğun bulunduğu çevrede temizlik koşullarına özen gösterilmelidir.
  • Çocuklar mümkün olduğu kadar kalabalık yerlerden uzak tutulmalıdır.
  • Çocuklar mevsim şartlarına uygun giydirilmeli, özellikle soğuk aylarda çocukların giyimine daha çok özen gösterilmelidir.
  • Çocuklar mümkün olduğu kadar sıcak aylarda soğutmada çalışan klimadan uzak tutulmalıdır.
  • Çocukların sağlık kontrolleri ve aşıları zamanında yaptırılmalıdır. 

DR.YILMAZ BAY

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU (İYE)

doktoryilmazbay Yorum yok

        İdrar Yolu Enfeksiyonu; böbreklerden idrarın son çıkış noktasına (Üretra girişi) kadar olan bölümdeki idrar yollarının bakteri, virüs ya da mantar denilen mikroplarla olan enfeksiyonlarına idrar yolu enfeksiyonu (İYE) denir.

        Çocukluk çağında solunum yolu enfeksiyonlarından sonra 2.sırada İYE yer alır. Yeni doğan dönemi ve 0-3 yaş arası bebeklik döneminde bağışıklık sistemi gelişmediği için İYE görülme sıklığı çok daha fazladır. 0-1 yaş arasında İYE gelişme sıklığı %3-8 iken, 1-5 yaş arası bu oran %2-3 e düşmektedir. Yaşamın ilk yıllarında erkeklerde İYE gelişme sıklığı kızlara oranla daha yüksektir. Birinci yıldan sonra ise  kızlarda İYE görülme sıklığı erkeklere oranla daha fazladır. 1-5 yaş arası kızlarda İYE görülme sıklığı %3-7 iken erkeklerde bu oran %1-2 dolaylarındadır. İYE’nin kızlarda daha sık görülmesinin birinci nedeni; idrarın çıkış deliğinden, idrarın toplandığı idrar kesesine kadar olan mesafenin erkeklere göre daha kısa olmasıdır. İkinci nedeni ise; kızlarda gaita çıkışının olduğu yer olan anüsle, idrar çıkış ağzı olan üretranın birbirine yakın olmasıdır.

        İdrar yollarında idrar akımının yavaşlamasına neden olabilecek her türlü sorun idrar yolu enfeksiyonu gelişimi açısından risk oluşturur. Taş, kanal içerisinde tıkanıklıklar, işeme bozuklukları, idrarın; idrar kesesinden idrar yollarına geri kaçması (vezikoüreteral reflü), idrar akımında yavaşlama ve duraklama İYE’nin en önemli nedenleri arasındadır. İdrarını uzun süre erteleyen ya da işemeyi tam bitirmeyip mesanesinde sürekli idrar kalan (rezidüel idrar) çocuklarda mikroplar idrar yollarına daha kolay yerleşir ve çoğalırlar. Tipik olarak 3-7 yaşları arasında görülen işeme bozuklukları sık idrar yolu enfeksiyonunun en önemli nedenleri arasındadır.

         İYE’de tekrarlama sıklığı ilk enfeksiyondan sonraki bir yıl içinde  %12-30 iken ilk beş yıl içinde bu oran %40-50 dolaylarına yükselmektedir. O nedenle çocukluk çağındaki İYE tekrarlama riski açısından çok yakından izlenmelidir. Çocuklarda zamanında belirlenip uygun tedavi, tetkik ve izlem yapılmayan idrar yolu enfeksiyonları; büyüme-gelişme geriliği, hipertansiyon ve ilerleyici böbrek hasarına yol açarak sonuçta kronik böbrek yetmezliği tablolarına neden olabilir. İleri yaşlardaki diyaliz gereksinimi ve böbrek nakil gereksiniminin en büyük nedeni zamanında saptanıp tedavisi yapılmayan ve iyi izlenmeyen İYE’lerdir. O nedenle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan tüm çocuklarda erken tanı konulması, eşlik eden yapısal bozukluklar varsa saptanması, idrar yolu enfeksiyonu açısından riskli çocukların yakından izlenmesi çok çok önemlidir.

        Çocuklarda İYE’nin en sık nedeni bağırsak bakterileridir. Bunlardan en önemlisi Ecoli (%60-90), sonra sırasıyla Klepsiella, Enterokoklar, Proteus ve Pseudamanas’tır. 

        Yeni doğan döneminden sonra İYE aşağıdan yukarıya doğru bulaşır. Kızlarda Vajen bölgesine, erkeklerde penis ağzına yapışan mikroplar burada çoğalarak idrar yollarına, idrar kesesine hatta böbreklere kadar çıkarak iYE’ye neden olurlar. İYE’de özellikle yeni doğanda olmak üzere %3 kan yoluyla da bulaşma da görülebilir.

ÇOCUKLARDA İYE BELİRTİLERİ

0-3 yaş arası nedeni belirlenemeyen ateşlerin en büyük nedeni İYE dir.

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA SEBEBİ AÇIKLANAMAYAN HER TÜRLÜ ATAEŞTE İYE DÜŞÜNÜLMELİ VE BU AÇIDAN UYGUN TETKİLER YAPILARAK ÇOCUK DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

        Ateş, kusma, huzursuzluk, uyarıya aşırı tepki, halsizlik, uyuklama, kilo alamama, büyüme geriliği, beslenme yetersizliği, karın ağrısı, ishal, kusma, bazen de kabızlık, idrarın kötü kokması, idrarda kanama, idrar yaparken ağlama, erkek çocukta idrarın fışkırmaması, kesik kesik idrar yapma, yeni doğan döneminde reflekslerde ve aktivitede azalma, uzayan sarılık, bebeğin kilo alamaması durumunda İYE düşündürmelidir.

        Daha önce işeme sorunu olmayan bir çocukta ortaya çıkan sıkışma, gündüz ya da gece altını ıslatmada da İYE  düşünülmelidir.

İYE’de tutulan bölgeye göre değişik klinik belirtiler gözlenebilir.

Böbrekten idrar kesesine kadar olan idrar yolları, idrar torbası ve idrar torbasından idrarın son çıkış deliği olan üretraya kadar olan bölüm “Alt İYE” olarak adlandırılır. Alt İYE’de 2 yaş üstü çocuklarda idrar yaparken acıma, sızlama, yanma, sık sık idrara çıkma, idrar kaçırma, acil idrar yapma, kötü kokulu idrar ,bulanık idrar yapma bize İYE’yi düşündürmelidir.

Üst İYE; böbrek tutulumu demektir. Ateş, kusma, karın ağrısı, yan ağrısı, bel boşluğunda ağrı, kilo alamama, büyüme geriliği bize “Üst İYE”yi düşündürmelidir.

2 ay-2 yaş arasındaki çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu hiç belirti vermeden de seyredebilir.

İYE’DE TANI

        Tanı klinik bulgularla birlikte idrar analizleriyle koyulur. Kesin tanı koymak için idrarın mikroskopla değerlendirilmesi yanında mutlaka idrar kültürü yapılması gereklidir. Tam idrar analizinde mikroskopta her sahada 10 ‘dan fazla lökosit ve mikropların görünmesi idrar yolu enfeksiyonunu düşündürür ancak kesin tanı için idrar kültürü şarttır. İdrar kültürü; enfeksiyona yol açan mikropların özel bir besi yerinde üretilmesidir. İdrarda üreyen mikroba etkili olacak antibiyotik antibiogram denilen bir test ile belirlenir. Bu testte idrar kültüründe üreyen mikroplarla antibiyotikler karşılaştırılır ve üreyen mikroba en etkili antibiyotik belirlenir.Ancak doğru teknik ile ve steril koşullarda alınmamış bir idrar kültürü yanıltıcı olabilir. İdrar kültürü için genellikle plastik torba kullanılır. Ancak kuşkulu durumlarda sonda ile ya da karının alt bölümünde iğne ile idrar torbasından idrar alarak (suprapubik aspirasyon) idrar kültürü yapılmalıdır.

0-2 Yaş arası çocuklarda  kültür için idrar; plastik idrar torbası ile alınır.

İdrar torbası ile idrar alınması;

  • İdrar Kültürü mutlaka kültür yapılacak laboratuarda alınmalı. Dışarıda alınıp laboratuara getirilen idrardan idrar kültürü yapılmamalı
  • İdrar kültürü alacak kişi ellerini sabunlu su ile yıkamalı ve havada doğal kurumaya bırakmalı
  • Bebek sırt üstü yatarken genital bölge, anal bölge, deri kıvrımları sabunlu su ile yıkanmalı ve havada doğal kurumaya bırakılmalı,
  • Kız çocuklarında deri kıvrımları gerilerek idrar çıkış ağzı ve  vajen görünür hale getirilir. İdrar torbası takılırken; önce  idrar torbasının dar kısmı vajen ve makat arasındaki bölgeye yapıştırılır. Daha sonra da torbanın diğer kısımları arkadan öne  doğru idrarın çıkış deliğini içine alacak şekilde  yerleştirilir.
  • Erkek çocuklarda idrar torbası  önden arkaya doğru çocuğun penisi idrar  torbasının içinde olacak şekilde yerleştirilir.
  • Torba takıldıktan sonra bebek dik pozisyonda tutulmalı
  • 30 dakikada idrar alınamaz ise idrar torbası değiştirilmelidir. 

2 yaş üstü idrar kontrolü sağlanmış çocuklarda kültür için idrar; orta akım idrar alınarak yapılır.

Orta akım idrar alınması:

  • Doğru uygulandığında güvenirliliği çok yüksektir. 
  • Bebek sırt üstü yatarken genital bölge, anal bölge, deri kıvrımları sabunlu su ile yıkanmalı ve havada doğal kurumaya bırakılmalı
  • Alınacak idrarın genital bölgede deriye veya herhangi bir yere değmemesine özen gösterilmeli
  • Kız çocuklarında vajen yaprakları aralanarak ve gerilerek; erkek çocukta sünnet derisi geri çekilerek; çocuklar işemeye başlar ve kesintisiz işerken, ilk idrar dışarıya akıtılır daha sonra işemenin ortasında idrar direkt olarak steril toplama kabına alınır. İşeme bitmeden toplama kabı geri çekilir.

        İdrar kültürü yapma olanağı yok ise klinik bulguların yanında idrar daldırma çubuğu ile bakıldığında Lökosit + Nitrit ve idrar mikroskobisinde bakteri üri ve piyüri  var ise İYE tanısı konup tedaviye başlanabilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARINDA TEDAVİ

         Tedavinin amacı; idrar yollarındaki enfeksiyonu yok etmek, idrar yolu enfeksiyonuna neden olabilecek anatomik ya da işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, idrar yolu enfeksiyonunun tekrarlamalarını önlemek ve böbrek işlevini korumaktır. Tedavi; idrar kültürü sonucuna göre uygun antibiyotik tedavisi ile hastalar hızlı ve tam olarak iyileşir. Antibiyotik seçimi ve uygulama yöntemi; hastanın yaş grubu, yaşanan bölgedeki antibiyotik direnci ve hastanın klinik bulgularına bağlı olarak değişebilir. İdrar kültürü sonucunun kesinleşmesi birkaç gün sürebilir. O nedenle  idrar yolu enfeksiyonu düşünülen riskli hastalarda; özellikle de 5 yaşından küçük çocuklarda anatomik bozukluk, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu öyküsü var ise kültürün kesinleşmesini beklemeden  acilen tedaviye başlanmalıdır. Geciken tedavi böbrek hasarı gelişmesi riskini artırır.

İYE tedavisinde; alt İYE’de 5-7 gün süre ile uygun antibiyotik tedavisi verilmelidir.

Üst İYE tedavisinde ise 10-14 gün süre ile  uygun antibiyotik tedavisi verilmelidir.

         Tedavi başlanan hastalarda genellikle 48-72 saat içinde iyileşme gözlenir. 72 saatten sonra klinik bulgularda ve idrar mikroskobisinde düzelme gözlenmediyse dirençli mikropların neden olduğu İYE ya da idrar yollarında tıkanma zemininde gelişen bir enfeksiyon olabileceği düşünülerek tedavi değişikliğine gidilmelidir. Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrarın mikroskobik incelemesi, 7-10 gün sonra da idrar kültürü yapılarak İYE’nin tamamen geçtiği kontrol edilmelidir.

        Tekrarlayan İYE de çocuğun klinik durumuna, tekrarlamaların sıklığına, kaçak durumuna ve anatomik anormalliklerin durumuna göre 6 ay-1 yıl koruyucu antibiyotik tedavisi kullanılması gerekebilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARINDAN KORUNMA

Korunma için: 

  • Çocukların bol sıvı alması sağlanmalı
  • Sık sık idrara çıkması için gerekli uyarılar yapılmalı. Çocukların 4-5 saat ara ile günde 6-8 kez idrara çıkması sağlanmalı
  • Çiş yaparken çocuğun; ıkınarak idrar torbasını tam olarak boşaltması sağlanmalı. İdrar kesesinde idrar kalmamalı
  • Anal ve genital bölge temizliğinin çok iyi yapılmasına özen gösterilmeli
  • Özellikle kız çocuklarında alt temizliği önden arkaya doğru yapılmalı. Silme bezi vajen bölgesinde tek bir kez kullanılmalı, tekrar silmek gerekiyorsa yeni bir bezle önden arkaya doğru silme işlemi yapılmalı
  • Çocuklara naylon ve dar giysiler giydirilmemeli
  • Durgun suda köpüklü banyo yaptırılmamalı
  • Genital bölgeye parfüm ve deodorant kullanılmamalı
  • Bağırsak parazitleri varsa tedavi edilmeli
  • Kabız kalmamaya dikkat edilmeli. Su ve sulu gıdaları bol miktarda tüketmeli, protein, karbonhidrat ve yağ oranı dengeli, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme düzeni sağlanmalı
  • Hijyen kurallarına uyulmalı. Özellikle yeni doğan bebeklerde sık alt bezi değiştirilmeli, idrar yollarının dışkıyla uzun süre teması engellenmeli
  • Yeni doğan sünneti engellenmeli, bilinenin aksine penis başını örten sünnet derisi penisi dış olumsuzluklardan ve idrar yolu enfeksiyonundan korumaktadır.
  • İshal ve pişik idrar yolu enfeksiyonu sıklığını arttırabilir. Bunun için gerekli önlemler alınmalıdır.

AKUT BRONŞİOLİT

doktoryilmazbay Yorum yok

Akut Bronşiolitis; çocuklarda, özellikle 2 yaş altında, alt solunum yollarının en sık görülen hastalığıdır. Akut Bronşiolitis her mevsimde görülmekle birlikte sonbaharın son ayları, kış ve ilkbaharın ilk aylarında görülme sıklığı en fazladır. Çocuklarda Akut Bronşiolit, etkeni çoğunlukla virüs denilen mikroplardır. Bunlar içerisinde Respiratuvar Sinsisyal Virüs(RSV) bronşiol düzeyinde hastalık yapar ve hastaların %50’sinde hastalık nedenidir. Sonra sırasıyla Rhino virus, İnfluenza, Parainfluenza, Adenovirus, diğer birçok virus ve mikoplazma bronşiolite neden olan mikroplardır. RSV’de kuluçka dönemi 7-10 Gün arasındadır. Çocuklarda hastalık erişkinlerden daha ağır seyreder. Bunun nedeni; çocuklarda üst ve alt solunum yolları daha dardır. Hava yolu; hava keseciğine göre daha fazladır. Solunum yolları daha gevşek, salgı bezlerinin sayısı daha fazla, metabolizmaları daha hızlı ve oksijen tüketimleri de daha çoktur. Virüsler bronşiol epitelinde, sekresyon artışı yapar ayrıca virüslerle vücut savunma hücrelerinin karşılaşması bronşiol düzeyinde ölü doku oluşturur. Bu sekresyon artışı ve ölü doku bronşiolleri tıkar. Bu tıkanma alveol düzeyinde gaz değişimini de olumsuz etkileyerek oksijenlenmeyi azaltır. Kliniği de bu tıkanma ve oksijen azlığı oluşturur. Yaş küçüldükçe hastalık daha ağır seyreder. Erkek çocuklar kız çocuklarına göre daha sık hastalığa yakalanabilirler. Daha fazlasını oku

6. HASTALIK

doktoryilmazbay Yorum yok

(EKZANTEM SUBITUM-ROSEOLA INFANTUM)

        6.Hastalık (Tıpta ekzentama subitum ya da roseola infantum olarak  adlandırılır). Herpes virüs denilen bir cins mikrobun yaptığı döküntülü bir hastalıktır. 6 ay-3 yaş arası çocuklarda görülmekle birlikte özellikle 6 ay-1 yaş dolaylarında en çok görülür. Kış aylarında daha çok görülür.6.hastalık; mikrobu aldıktan 1-2 hafta sonra, ortalama  9-10 gün sonra ortaya çıkar. Çocuklarda birden 39-40-41 C’ye kadar yükselen bir ateşle başlar. Çocuk huysuz-huzursuz ve iştahsızdır. Bazen burunda hafif bir nezle, boğazda hafif bir kızarıklık görülebilir. Ateş başladıktan sonraki ilk 3-4 gün başkaca hiçbir bulgu yoktur. O nedenle tıpta “gizli bebek hastalığı” olarak da adlandırılır. 3.-4.günün sonunda ateş birden düşerken tüm vücutta özellikle karından başlayarak, kollara ve boyuna yayılan birbirleriyle bitişik toplu iğne başı gibi kırmızı lekelerle kendini belli eder. Yüzde ve bacaklarda döküntü daha hafiftir. 24-48 saat içerisinde döküntüler tüm vücudu kaplar. 3-4 gün içinde ise kendiliğinden geriler. Döküntülerin özelliği kaşıntısız ve ağrısız olmasıdır. Pullanarak dökülme ender olarak görülür. Bazı hastalarda boyun lenf bezlerinde büyüme, göz çevresinde hafif bir şişlik görülebilir.

 

TEDAVİ :

  • Hastalık virüslerin yaptığı bir hastalık olduğu için tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur.
  • Ateş yüksekliğine karşı gerekli önlemler alınmalı, doktorunuzun önerdiği paracetemol, ibuprofen cinsi ateş düşürücüleri kullanabilirsiniz. 
  • Çocuğunuzun bol sıvı almasını sağlamalısınız.
  • Ortamın sıcaklığını düşürünüz.
  • Ilık su ile ovalamadan duş aldırabilirsiniz.
  • Hasta çocukların diğer çocuklarla olan teması engellemelisiniz. 
  • Aşırı giyindirmekten kaçınılmalısınız.

SU ÇİÇEĞİ (VARICELLA)

doktoryilmazbay Yorum yok

        Su çiçeği; Varicella zoster denilen bir cins virüsün yaptığı, tüm vücutta içi su dolu küçük kabarcıklarla seyreden döküntülü bir hastalıktır. Bilinen en bulaşıcı hastalıktır. Hastanın geçtiği koridordan 2-3 saat içerisinde geçen kişi su çiçeğine yakalanabilir. Virüs havada 2-3 saat canlı kalabilir. Hasta kişinin öksürük ve hapşırması ile havaya yayılan virüs sağlıklı kişinin o havayı soluması ile bulaşabileceği gibi hasta kişi ile her türlü yakın temas, hasta kişinin vücuttaki döküntüleriyle temas ve hasta çocuğun kullandığı eşyalarla temas  sonucu hastalık bulaşabilir. Daha fazlasını oku

AĞIZ EL AYAK HASTALIĞI

doktoryilmazbay Yorum yok

Daha çok 10 yaş altı çocuklarda görülür. Yüksek ateşle birlikte boğazda, dilde, yanak içinde, damakta aft şeklinde kırmızı döküntüler vardır. Bu döküntüler avuç içi, ayak tabanı, bazen de bacaklarda, kalçalarda, genital bölgelerde özellikle çocuğun bez bölgesinde içi su dolu su çiçeğine benzer ama su çiçeğinden daha küçük kırmızı döküntüler şeklinde seyredebilir. Hastalığın nedeni virüs denilen (Coxackie virüs ve bazı entero virüsler) bir cins mikroplardır. Mikrobun hastalık yapma derecesi ve hastanın direnç durumuna göre bazı çocuklarda hastalık çok ağır seyrederken; bazılarında daha hafif belirtilerle seyredebilir. Bazı çocuklarda ateş 40-41 C gibi çok yüksek ve ön planda iken bazı çocuklarda döküntüler ön planda olabilir. Hastalık bazen yalnızca ağızda döküntülerle seyrederken, bazen de avuç içi, ayak altı ya da vücudun çeşitli bölgelerinde hatta tüm vücutta aralıksız ağır döküntüler şeklinde de seyredebilir. İçi su dolu lezyonlar iyileşme döneminde önce kabuklaşmaya sonra da soyulmaya neden olabilir.  Daha fazlasını oku

İNEK SÜTÜ PROTEİN ALERJİSİ (İSPA)

doktoryilmazbay Yorum yok

İnek sütü; çocuk beslenmesinde anne sütünden sonra en önemli tamamlayıcı besindir.

İnek sütü protein alerjisi (İSPA); tekrarlayan inek sütü alımı sonucu inek sütü proteinlerine karşı vücutta Mast Hücresi olarak da adlandırılan bazı hücrelerin salgıladığı maddelerin oluşturduğu bir alerji tablosudur. Bu tablo dudak kenarlarında, yüzde, vücutta hafif bir kızarıklık ve kaşıntı şeklinde görülebildiği gibi tüm vücutta belirgin kızarıklık, kabarma, solunum zorluğu, bulantı, kusma, kanlı ve sümüklü ishal, bayılma ve havale geçirme gibi ileri alerjik reaksiyonlar şeklinde de görülebilir. Hatta tedavide geç kalındığında ender de olsa ölüme kadar giden ağır alerjik reaksiyonlara bile neden olabilir. Daha fazlasını oku

İSHALDE BESLENME

doktoryilmazbay Yorum yok

İshal; çocuğunuzun her zamankinden daha sık ve daha sulu dışkı yapmasıdır.Kusma ise mide içeriğinin ağızdan geri gelmesidir.Çocuğunuzun ishali ve kusması varsa korkmayınız. KUSMA MİDENİN; İSHAL BAĞIRSAKLARIN YIKANDIĞININ, TEMİZLENDİĞİNİN GÖSTERGESİDİR. Sindirim kanalına giren yabancı maddeler, mikroplar kusma ve ishal yoluyla dışarı atılır.

Çocuk ishallerinin %80-90 gibi çok büyük kısmı virüs denilen mikroplarla olur.Bu çeşit ishal yalnızca yiyeceklerin ayarlanması ile tedavi edilebilir. Her hangi bir ilaç kullanılması gerekmez. Daha fazlasını oku

VAJİNAL YAPIŞIKLIK=LABİAL FÜZYON

doktoryilmazbay Yorum yok

LABİAL YAPIŞIKLIK, LABİAL SİNEŞİ ,RAHİM AĞZININ KAPANMASI gibi isimlerle de adlandırılan vajinal yapışıklık; kız çocuklarında vajina girişindeki küçük dudakların birbirlerine yapışmasıdır. Bu yapışma bazen küçük dudakların bir kısmının yapışması şeklinde sınırlı olabildiği gibi, bazen vajina girişini tam olarak kapatacak şekilde, bazen de anüs bölgesinden başlayıp idrar deliğini kapatıp klitorise kadar giden tam yapışma şeklinde kendini gösterebilir. Kız çocuklarında %1-3 oranında görülür. Küçük dudaklar beyaz, jelatinimsi, bazen de mavimsi ince bir salgı ile birbirlerine yapışır. Genelde bebeğin bezli olduğu 1-2 ay dönemlerinde başlar, 5-6 ay dolaylarında en çok görülür. Bazen de bezden kurtulduğu oyun çağında bile görülebilir.

Daha fazlasını oku

MEVSİMSEL ALERJİK NEZLE (BAHAR NEZLESİ)

doktoryilmazbay Yorum yok

İlkbaharın gelmesiyle birlikte alerjik hastalıklarda genelde bir artma eğilimi gözlenir. Bunlar içinde halk arasındaki deyimleriyle saman nezlesi, alerjik nezle, bahar nezlesi gibi isimlerle adlandırılan; tıptaki adıyla alerjik rinit denilen hastalık  en sık gözlenenidir. Genelde bitkilerin üreme mevsimi olan ilkbaharda polen yapımı oldukça fazladır. Artan bu polenler insanlarda alerjik nezleye neden olur. Hastalığa bahar nezlesi denmesinin nedeni de işte bundan dolayıdır.  Daha fazlasını oku

AKILCI ANTİBİYOTİK KULLANIMI

doktoryilmazbay Yorum yok

ANTİBİYOTİK; Anti=Karşı, Bio=Hayat kelimelerinden türetilen, hayata karşı  anlamına gelen bir isimdir. 1940 yılında penisilinin bulunmasıyla tedavi alanına giren antibiyotikler bakteri dediğimiz mikropların tedavisinde kullanılan ve insan sağlığına çok büyük yararı olan ilaçlardır. Antibiyotikler bakterilerin çoğalmasını engellemekte ve hatta onları öldürerek vücudumuzu zararlı mikroplardan temizlemektedir.

Son yıllarda gereksiz yere fazla kullanılan antibiyotikler bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına neden oldu. Artık kullanımdaki bir çok antibiyotik, mikropların üremesini durduramıyor ve onları öldüremiyor.  Daha fazlasını oku

ATEŞ

doktoryilmazbay Yorum yok

Yüksek ateş hemen hemen tüm annelerin korkulu rüyasıdır. Çocuğunuzun normal ateşi 37.3-37.8 C arasındadır.

Karma aşılarda hafif bir ateş yükselmesi olabilir. Genelde, çocuklarda ateş, mikrobik hastalıklarda yükselir ve hastalığın ilk harbecisidir. Bazen, oda aşırı sıcak ve çocuk çok fazla giydirilmişse herhangi bir hastalık olamadan da ateş yükselebilir. Çevre koşullarını düzenlemekle ateş düşer.

Sevgili Anneler ve Babalar, ATEŞTEN KORKMAYINIZ!  Daha fazlasını oku

TEKRARLAYAN ATEŞ TABLOSU (PFAPA HASTALIĞI)

doktoryilmazbay Yorum yok

TEKRARLAYAN ATEŞ TABLOSU (PFAPA HASTALIĞI)

PFAPA deyimi;

P : Periyodik (Tekrarlayan)

F : Fever (Ateş)

A : Aftöz stomatitis (Ağız içi yaralar)

P : Pharyngitis (Boğaz iltihabı)

A : Adenitis (Boyun lenf bezelerinde şişme)

Kelimelerinin baş harflerinden oluşan kısaltılmış bir deyimdir. Daha fazlasını oku

GRİP VE GRİP AŞISI

doktoryilmazbay Yorum yok

Grip; 21. yüzyıla girdiğimiz halde tıptaki bunca ilerlemeye rağmen halen tüm dünyada önlenemeyen salgınlara neden olan tek hastalık griptir. Önümüzdeki günlerin yaygın hastalığı olan grip yılın her mevsiminde görülmekle birlikte sonbaharın son ayları ve kışın ilk ayları en çok görüldüğü zamanlardır. İnfluenza virüsü denilen bir cins mikrobun solunum yollarına yayılması ile oluşan grip; titreme ve birden 40–41 C yükselen ateşle başlar. Yüz boyun ve göğüste kızarıklık, şiddetli bir baş ağrısı ve baş dönmesi, ağız dil ve dudaklarda kuruluk, boğazda ve göğüste yanma hissi ve ağrı vardır. Tüm vücut kasları ve oynaklarda ağrılıdır. Belde ve sırtta bu ağrılar belirgindir. Halsizlik ve bitkinlik ön plandadır. Dilde tat alma duyusu bozulmuştur. Öksürük başlangıçta kısa ve kurudur. Giderek şiddetlenir ve balgamlı bir hal alır. Daha fazlasını oku

GASTRO ÖZAFAGİAL REFLÜ HASTALIĞI (GÖRH)

doktoryilmazbay Yorum yok

Reflü; mide içeriğinin, mide asidinin yemek borusuna, ağza, boğaza istem dışı geri gelmesi olarak tanımlanabilir. Normalde sindirim sisteminde; ağızdan alınan besinler aşağı doğru itilir. Bu itilme yukarıdaki kasın kasılıp aşağıdaki kasın gevşemesiyle sağlanır. Bebeklerde tüm kaslar gibi sindirim sistemin de ki kaslarda tam olarak gelişmemiştir. Bazı çocuklarda yemek borusuyla mide girişi arasında; gıda almıyorken normalde kasılı durması gereken kas biraz gevşek olabilir. Böyle durumlarda mide sindirim için kasıldığı zaman; mide içeriği kolayca mide ile yemek borusu arasındaki kapaktan geriye yani yemek borusuna oradan da ağza,boğaza geçebilir. Bazen de kusarak dışarıya çıkabilir. Kolay kusan bu bebekler; öksürürken,ağlarken,gülerken bile kusabilirler. Bunu fizyolojik reflü olarak adlandırıyoruz .4-5 aya kadar hatta bazı çocuklarda 1 yaşına kadar sürebilir ve normaldir. Tedavi gerektirmez. Bebek büyüdükçe tüm kasları gibi sindirin sistemindeki kaslar da gelişir, sinir sistemi olgunlaşır, mide kapağı görevini daha iyi yapar. Sonuçta reflü azalır giderek kaybolur. Daha fazlasını oku

DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI KANSIZLIK (ANEMİ)

doktoryilmazbay Yorum yok

Damarlarımızda bulunan kan içerisindeki alyuvar denilen kırmızı kan hücreleri akciğerlerden dokulara oksijen, dokulardan da akciğerlere atık madde olan karbondioksiti taşırlar. Bu görevi alyuvar içindeki kana kırmızı rengini veren hemoglobin denilen madde yapar. Hemoglobinin de temel yapı taşı demirdir. Demir eksikliğinde kırmızı kan hücrelerinin sayısı düşer, yapıları küçülür, içerikleri zayıflar, kalitesi bozulur. Sonuç olarak tüm vücut organlarına bu arada beyin, kalp, böbrek gibi hayati organlara ve dokulara giden oksijen miktarı azalır, dokulardaki karbondioksit miktarı artar ve dokuların beslenmesi bozulur. Bu bozulma sonucu ortaya çıkan tabloya tıpta demir eksikliğine bağlı anemi yani KANSIZLIK diyoruz. Daha fazlasını oku

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI (ÜSYE)

doktoryilmazbay Yorum yok

SOĞUK ALGINLIĞI GRİP İLE KARIŞTIRILMAMALIDIR! 

Sonbaharda görülen solunum yolu hastalıkları Üst Solunum Yolu Hastalığı, halk arasındaki deyimiyle SOĞUK ALGINLIĞI dır.

Grip yurdumuzun da yer aldığı kuzey yarım kürede OCAK –ŞUBAT-MART-NİSAN asında kendini göstermektedir. 

 

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI

Solunum yolları; burnumuzun ucundan akciğerlerdeki oksijen alış verişinin yapıldığı küçük hava kesecikleri ne kadar uzanır. Bu hava yolunun gırtlağın üst kısmında kalan bölümüne üst solunum yolları; mikroplarla olan iltihaplanmasına da üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) , gırtlağın alt kısmında kalan bölümüne alt solunum yolları; mikroplarla olan iltihaplanmasına alt solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) adı verilmektedir. Kulaklar ve sinüslerde üst solunum yollarına dâhildirler.

Tüm solunum yolları koruyucu özel bir hücre tabakası ile kaplanmıştır. Bu hücre tabakası özel bir salgı üreterek solunum yollarını nemli tutar. Ayrıca bu salgının içerisindeki koruyucu hücreler de solunum yollarına yerleşmek isteyen mikroplara karşı vücudu korur. Yine bu hücrelerin üzerindeki titrek tüyler solunum yollarına girmeye çalışan mikroplara karşı koyar ve bir süzgeç gibi havayı temizlemesi yanında karşı hareketlerle mikropları dışarı atmaya çalışır.

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarına (Ü S Y E ) tutulduğu bölgeye göre isimler verilir. Gırtlak bölgesinin iltihaplanması (Larenjit), bademciklerin iltihaplanması (Tonsillit), kulak iltihaplanması (Otit), sinüslerin iltihaplanması (Sinüzit),burun ve boğazın iltihaplanması (Nazofaranjit ) olarak adlandırılır. Nazofaranjit halk arasında üşütme, soğuk algınlığı gibi isimlerle de adlandırılır. Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarının % 80-%90 ı virüs denilen mikroplarla olur ve bunun da çocuklarda en çok görüleni burun ve boğazın iltihaplanması (Nazofaranjit) yani soğuk algınlığıdır.

 

SOĞUK ALGINLIĞI: Hastalığa virüs denilen bir cins mikrop neden olduğu halde; hastalığın soğuk algınlığı, üşütme gibi isimlerle adlandırılması; soğuğun solunum yollarını olumsuz etkileyerek hastalığa zemin hazırlaması nedeniyledir.

Soğuk; solunum yollarında ki özel tüycüklerin hareketliliğini yavaşlatarak işlevlerini bozar, solunum yollarındaki damarların çalışmasını bozarak solunum yollarını koruyan hücrelerin beslenmesini engeller.

Soğuk algınlığı çocukların en sık görülen hastalığıdır. Eylül ve Nisan ayları arasında görülme sıklığı en fazladır. Soğuk algınlığına neden olan virüslerin sayısı 200’ün üzerindedir; o nedenle çocuklar yılda ortalama 6- 8 defa soğuk algınlığına yakalanabilirler. Bazen bir cins virüsle olan hastalık biterken bir başka virüs çocukta hastalık yapabilir. Buda ailede de yanlış olarak hastalığın hiç bitmediği şeklinde anlaşılabilir. Kreş ve anaokuluna giden çocuklarda hastalık daha da sık görülebilir.

Çocuklar virüsü anne, baba ve kardeşlerden alabileceği gibi yakın çevreden, eve gelen ziyaretçilerden, anaokulu, kreş, oyun alanları, okul gibi toplu yaşam alanlarından ya da toplu alış veriş merkezlerinden de alabilirler. Bulaşma genelde hasta kişinin öksürük, hapşırık sonucu tükürüğündeki mikrobu hava yoluyla etrafa saçması ve çocuğunda etrafa saçılan bu mikrobu hava yolu ile soluması ya da mikrop bulaşan eşyaları ağzına götürmesi ile oluşur. Bazen de hasta kişilerin bulunduğu ortamdaki havanın solunması ile ya da hasta kişinin mikrobu bulaştırdığı eşyaların kullanılması ile de hastalık bulaşabilir.

Soğuk algınlığı genelde halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, hapşırık ve burun akıntısı ile başlar. Bazen bu belirtilere başlangıçta Ateş’te eşlik edebilir. Başlangıçtaki burun akıntısının ardından gelişen burun tıkanıklığı, ateş yüksekliği, öksürük ve boğaz ağrısı soğuk algınlığının tipik belirtileridir. Küçük çocuklar burun solunumu yaptıklarından burun tıkanıklığı nefes almayı zorlaştırarak solunum sıkıntısına neden olabilir. Burundan yeterince nefes alamayan çocukta beslenme de zorlaşabilir. Bazen bulantı ve kusma da görülebilir. Öksürük uykuyu engelleyecek boyutlara ulaşabilir. Tüm bunların sonucunda özellikle küçük çocuklarda iştahsızlık, huysuzluk, huzursuzluk ve bitkinlik görülebilir. Bu yakınmalar genelde 3- 7 günde kendiliğinden geçer. Bazen öksürük 10- 15 güne kadar uzayabilir. Öksürük 15 günü geçti ise koyu, yeşil yapışkan bir akıntı varsa Sinüzit gelişmiş olabilir. Doktorunuza başvurunuz.

 

SOĞUK ALGINLIĞI GRİP İLE KARIŞTIRILMAMALIDIR.

Soğuk Algınlığı
Grip
Hastalık sayısı:
Yılda 6-8 kez
Yılda 1 kez
Ateş:
Hafiftir, yükselebilir ve 3-4 gün kadar sürebilir.
40-41 derece kadar çıkabilir.
Baş Ağrısı:
Pek görülmez
Yoğun bir baş ağrısı vardır
Kas ve Eklem Ağrıları:
Görülmez.
Çok belirgindir, günler hatta haftalarca sürebilir.
Bitkinlik:
Soğuk algınlığında yoktur.
Çok belirgindir, haftalarca sürebilir.
Burun Akıntısı:
Soğuk algınlığında daha belirgindir.
Gripte daha hafiftir.
Gözde Sulanma:
Belirgindir.
Daha hafiftir.
Öksürük:
Her ikisinde de vardır.
Gripte daha şiddetlidir.
Kulak İltihabı, Bronşit, Zatüre, Sinüzit gibi yan etkiler:
Nadir görülür.
Sıklıkla görülür.
Yatak İstirahatı:
Gerekmez; ayakta geçirilebilir.
Mutlaka gereklidir.
Antibiyotik Tedavisi:
Her ikisinde de gerekli değildir.
Her ikisinde de gerekli değildir.

  

SOĞUK ALGINLIĞINDA TEDAVİ:

Öncelikle şunu bilmelisiniz ki soğuk algınlığı virüslerle oluşan bir hastalıktır ve tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Ateşi var, boğazı kızarık diye hemen antibiyotik başlamayınız. Antibiyotikler gereksiz yere kullanıldıklarında; solunum yollarını koruyan faydalı bakterileri de öldürerek dirençli bakterilerin solunum yollarına yerleşmesine neden olurlar. Bu da basitçe geçecek olan soğuk algınlığının uzamasına ve daha ağır seyretmesine neden olabilir. Ayrıca kullanılan antibiyotikler ikincil enfeksiyonları da önlemez.

Çocuğunuzu iyi besleyin, aldığı sıvı miktarını arttırın ve aşırı yorucu hareketlerini engelleyin. Anne sütü alıyorsa devam edilmeli ve her zamankinden daha sık aralıklarla verilmelidir. Mama ile besleniyorsa beslenme esnasında her zamankinden daha az mama alabilir, endişelenmeyiniz. Daha az ve daha sık aralıklarla mama veriniz. Sıvı ihtiyacı su, süt, mama, meyve suyu, çorbalar ve her türlü bitkisel çaylar (Ihlamur, Adaçayı, Papatya çayı, Rezene çayı, Nane- limon.) kullanılarak karşılanabilir. Çocuklar hastalıklarda kusabilir; beslenmeyi kesmeyiniz daha az mamayı daha sık aralıklarla sununuz. Çocuklar hastalıklarında normal yediklerinin üçte birini, dörtte birini yerler. Beslenmede ki bu azalma; aldığı besini sindirmeye harcayacağı enerjisini mikroplarla savaşmaya harcaması için vücudun geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır ve vücudun yararınadır. İlla besleyeceğim diye çocuğunuzu zorlamayınız. Hastalığın acil dönemi geçtikten sonra bu yemediği miktarı kısa sürede fazladan yiyerek eksiğini kapatacaktır. Hastalık süresince ona sindirimi kolay sulu gıdalar sununuz.

Burnunun açılmasını sağlayın; Bunun için 2 yaş altı çocuklarda Serum Fizyolojik içeren burun damlaları yeterlidir.2 Yaş üzerinde doktorunuzun önerileri doğrultusunda okyanus suyu denilen burun damlaları ya da içinde solunum yollarını açıcı maddeler bulunan ve çocuklar için özel olarak hazırlanan burun damlaları kullanılabilir. Serum fizyolojik içeren burun damlalarını günde 3–5 kez her bir burun deliğine 2–3 damla olacak şekilde uygulayabilirsiniz. Burunda aşırı tıkanıklık varsa; beslenmede güçlük çekiliyorsa; beslenmeden 15–20 dakika önce burun damlası kullanmalısınız. Burun damlaları 3 günden fazla kullanılmamalıdır.

Burunda salgılar çoksa ve bu salgılar nefes almayı zorlaştırarak emmeyi de engelliyorsa; doktorunuzun önerileri doğrultusunda çocuklar için özel olarak hazırlanmış burnun içine girmeyen burun aspiratörü ile burundaki sıvıyı çekebilirsiniz. Aspiratör kullanmadan 5–10 dakika önce Serum fizyolojikle burunu yıkamalısınız. Burnun içine sokulan, elle kullanılan aşrı basınç uygulayan vakumlu burun aspiratörlerini kullanmayınız. Burun kılcal damarlarında çatlamalara hatta burun kanamalarına neden olabilirler.

Burun kenarlarına süreceğiniz vazelin türü yağlı kremler burun kızarıklığını ve tahrişi önleyebilir. Bu kremleri asla burun içerisine sürmeyiniz.

Odasını sık sık havalandırın ve bulunduğu odadaki havanın nemlenmesini sağlayın; Bunun için öncelikle evdeki ısı kaynakları üzerine geniş bir kapla ve ağzı açık olarak su koyabilirsiniz. Odanın belirli yerlerine ıslak bezler koyabilirsiniz.Su ısıtıcıları ile de odayı nemlendirebilirsiniz.Ya da soğuk buhar veren aletlerden yararlanabilirsiniz.

Eğer klima ile ısınıyorsanız; ortamın nemlendirilmesine daha da dikkat etmelisiniz. Çünkü klima havadaki nemi alarak ortamı daha çok kurutur.

Ateşi varsa; paracetamol ya da İbuprofen gibi ilaçlardan yararlanabilirsiniz. Ateşin durumuna göre paracetamolü 4- 6 saat, İbuprofeni 6- 8 saat ara ile tekrarlayabilirsiniz. Ateşli çocuğunuzu asla soğuk suya sokmayınız. Ateş çok yüksekse ve ateş düşürücü ilaç verdikten 2 saat sonra hala düşmeye başlamamışsa; vücut sıcaklığının 1–2 derece altındaki su ile vücudu silebilirsiniz ya da bir kapta veya banyo küvetinde 36–37 C su içinde çocuğunuzu 20–30 dakika süre ile tutabilirsiniz.

     Öksürükte; çocuğunuzu huzursuz eden bir öksürük varsa doktorunuzun önerileri doğrultusunda salgıları yumuşatıcı, balgam söktürücü ilaçlar ya da uykuyu etkileyen aşırı öksürükte kısa süreli öksürük kesici ilaçlar kullanılabilir.

 

ÇOCUĞUNUZU SOĞUK ALGINLIĞINDAN KORUMAK İÇİN;

  • Birinci koşul; siz ve çocukla ilgilenen herkes çocuğu ellemeden önce ellerini çok iyi yıkamalıdırlar.
  • Çocuğunuzun yeterli ve dengeli beslenmesine dikkat edin.
  • Mevsim şartlarına uygun giydirin. Yetersiz giydirmemeye özen gösterdiğiniz gibi aşırı giydirip terletmemeye de dikkat edin.
  • Dinlenmesi ve yeterli uyuması için gerekli şartları sağlayın, aşırı yorucu hareketlerde bulunmasını engelleyin.
  • Öksürürken, aksırırken ağzınızı kapatın ve çocuğunuza da bunu öğretin.
  • Ağız, burun temizliğinde kullanılıp atılan kâğıt mendilleri tercih edin.
  • Hastayken ağzınızı basit bir tülbentle kapatabileceğiniz gibi eczaneden alabileceğiniz maskeleri de kullanabilirsiniz.
  • Hastayken yiyecek, içecek kaplarını ellemeyin, çocuğunuzun havlusunu kullanmayın.
  • Öksüren, aksıran insanları eve kabul etmeyin, siz arkadaşınıza gidecekseniz evde hasta olan insan var mı soruşturun.
  • Çocuğunuzu ağzından, burnundan, yüzünden öpmeyin, kimseye de öptürmeyin.
  • ÇOCUĞUNUZUN BULUNDUĞU ODADA HATTA EVDE KESİNLİKLE SİGARA İÇMEYİNİZ VE HİÇ KİMSEYE DE SİGARA İÇTİRTMEYİNİZ.

 

SOĞUK ALGINLIĞI GEÇİREN BİR ÇOCUKTA NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALIDIR?

  • Bebeğinizin ilk soğuk algınlığı ise,
  • Bebeğiniz 3 aydan küçükse,
  • Nezle öksürük olmadan ateş birden başladı ise ve 3 gün geçtiği halde ateş halen 38 C’nin üstünde seyrediyorsa,
  • Çocuğunuzun uykusunu bölen kuru öksürük 2 günden fazla devam ederse,
  • Aşırı kusmalar varsa,
  • Nefes alma zorluğu, göğüste inip kalkma varsa ve burun kanatları her nefes alışta açılıp kapanıyorsa,
  • Koyu yeşil, kanlı ve mukuslu burun akıntısı 4–5 günden fazla sürerse,
  • Kulaklarını tutuyor, acı çeker gibi görünüyor ve her zamankinden farklı çığlık atarak ağlıyorsa,
  • Bitkin ve halsiz görünüyor, inliyor, sürekli uyuyor ve hiçbir şey yiyip, içmiyorsa,
  • Öksürük 15 günü geçtiği halde hala şiddetle devam ediyorsa,

Soğuk algınlığı sonucu başka hastalıklar (Kulak iltihabı, Sinüzit Bronşit, Zatüre) gelişmiş olabilir. Mutlaka doktora başvurmalısınız.

DİKKAT: Hiçbir şikâyeti olamayan çocukta birden çok şiddetli, kontrol edilemeyen bir öksürük gelişirse çocuğunuz yabancı cisim yutmuş olabilir. En yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.

 

                                                   Dr. Yılmaz Bay

                                 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

 

YAZ İSHALİ

doktoryilmazbay Yorum yok

İshal, çocuğunuzun her zamankinden daha sık ve daha sulu dışkı yapmasıdır. Kusma ise mide içeriğinin ağızdan geri gelmesidir. Çocuğunuzun ishali ve kusması varsa korkmayınız.

KUSMA, MİDENİN; İSHAL, BAĞIRSAKLARIN YIKANDIĞININ, TEMİZLENDİĞİNİN GÖSTERGESİDİR. Daha fazlasını oku

Bahar Nezlesi Bahar Aylarını Çileye Çeviriyor!

doktoryilmazbay Yorum yok

İlkbaharın gelmesiyle, alerjik hastalıklarda ciddi bir artış ortaya çıktı. Bunların başında bahar nezlesi kendini gösterdi.

Giriş: 02 Mart 2014 – 09:05
Güncelleme: 02 Mart 2014 – 09:10

Özge Özkul/ AjansHaber

Halk arasında saman nezlesi olarak bilinen bahar nezlesinin, en önemli nedeni ağaç, çiçek, çayır ve otların polen denilen üreme tozları. Ayrıca bazı mantar cinsleri de hastalığa neden olabilir. Genelde, bitkilerin üreme mevsimi olan ilkbaharda, polen yapımı oldukça fazladır. Hastalığa bu nedenle bahar nezlesi adı verilir.

Dr. Yılmaz Bay, AjansHaber’e verdiği bilgilerde, bahar nezlesiyle nasıl başa çıkılacağını anlattı.

HAVA YOLUYLA OLUŞUYOR

Hava yolu ile taşınarak kişilerin burun hücrelerine gelen polenler, burun hücrelerinin geçirgenliğini bozarlar ve burun damarlarını genişletirler. Burun içinde şişkinliğe neden olarak burundan nefes almayı zorlaştırır, açıklamasını yapan Dr. Yılmaz Bay,  sonuçta günde en az yarım ile bir saat kadar süren periyotlarla seyreden hapşırık, burunda kaşıntı, su gibi berrak bir burun akıntısı, bazen burun kanaması, boğaz temizleme, öksürük, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve baş ağrısı ile kendini gösteren alerjik nezle tablosu ortaya çıkar. Kişi ağızdan solur, sıkıntılı bir yüz görünümü vardır. Uzun süreli tekrarlayan atakları olanlarda damak çukurlaşmış, diş gelişimi bozulmuştur, dedi.

HER ÇOCUĞUN DUYARLILIĞI FARKLI

Hastalık, çocuklarda 4- 5 yaş dolaylarında başlar, sık olarak 12- 15 yaş civarında görülür. Polenle karşılaşan her çocukta alerjik nezle görülmez. Ancak doğuştan alerjik yatkınlığın olması gerekir. Her çocuğun duyarlı olduğu bitki türü farklı olabilir, açıklamasını yapan Yılmaz Bay,  “Polenle ilk karşılaşma hastalığa neden olmayabilir. Tekrarlayan karşılaşmalar önemlidir. Hastalık genelde, polen mevsiminin başlangıcından 1- 2 hafta sonra başlar ve polen mevsiminin bitişinden 1- 2 hafta sonra sonlanır. Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ayları alerjik nezlenin en sık görüldüğü aylardır, dedi.

KURDEŞENE NEDEN OLABİLİR

Bahar aylarındaki bu bitki polenleri, ayrıca halk arasında kurdeşen denilen; deriden kabarık, kenarları kızarık, ortası soluk, kaşıntılı deri lezyonlarına da neden olabilir diyen Bay,  bunun tıp dilindeki adı ürtiker plaklarıdır. Böcek ısırması ve böcek sokmaları da buna benzer deri lezyonlarına neden olabilir, şeklinde konuştu.

TEDAVİ, NEDENİ BULMAKLA BAŞLIYOR

Tedavide temel prensip, alerjik nezleye neden olan maddenin ya da maddelerin bulunmasıdır. Bunun için aile iyi bir gözlemci olmalı. Hangi madde ile karşılaşıldığında çocukta nezle geliştiğini saptamaya çalışmalı, sonra da ortamdan o madde uzaklaştırılmalı ya da çocuk o ortama sokulmamalıdır, açıklamasını yapan Bay, duyarlı maddenin saptanması her zaman kolay olmayabilir. Böyle durumlarda, alerji ünitelerinde uygulanan deri testleri ile bu madde ya da maddeler saptanabilir, dedi.

TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİYOR

Bahar nezlesinin hafife alınmaması gerektiğini belirten Bay, tedavi edilmediğinde alerjik nezle, sık üst solunum yolu enfeksiyonu, tekrarlayan orta kulak iltihabı, işitme kaybı, sinüzit, zatürre, bronşit ve astım hastalığına neden olabilir. Bu nedenle, erken tanı konulup, ivedilikle tedaviye geçilmelidir, dedi.

ALERJİ

doktoryilmazbay Yorum yok

Alerji, vücudumuzun kendisine zararı olmayan hatta faydası bile dokunabilecek bir maddeye karşı abartılı bir tepkisidir. Bağışıklık sistemimiz bazı maddeleri kendine zararlı, hastalık yapıcı gibi görerek onu zararsız hale getirmeye, vücuttan atmaya çalışır ve onunla savaşır. Bu savaş, bazen deride kızarma, kabarma şeklinde geçici bir tepki olarak ortaya çıktığı gibi bazen de astım, saman nezlesi, egzama gibi ömür boyu süren bir hastalık şeklinde karşımıza çıkabilir. Daha fazlasını oku

GAZ SANCISI, KARIN AĞRISI

doktoryilmazbay Yorum yok

Hayatın ilk aylarında çocuğu en çok huzursuz eden ve Anne -Babaları paniklendiren özellikle akşam üzerleri çocuğun sebepsiz ağlamalarıdır.Bebeğiniz günün her hangi bir saatinde genelde akşam üzeri birden çok şiddetli ağlamaya başlayabilir.  Sıkıntılı bir görünümü vardır. Yüzü kızarık, ağız çevresi soluktur.Karnı şiş, gergin ve serttir.Bacaklarını karnına doğru çekmiş, ellerini içe kıvırmış, kol ve bacaklar serttir.Avaz avaz bağırmaktadır. Acıkmış gibi aranır, emme hareketleri yapar, el ve ayaklar soğuktur. Telaş etmeyin bu gaz sancısıdır. Bu durum 3-5 dakikadan 2-3 saate kadar uzayabilir. Daha fazlasını oku

EV KAZALARI VE İLKYARDIM

doktoryilmazbay Yorum yok

Çocuğunuz emeklemeye başladığında her zamankinden daha dikkatli olmalısınız. İlk kural riski en aza indirmektir. Çocuğunuzu kaza tehlikesi olabilecek yerlerden uzak tutunuz. İlgisini çekebilecek tehlikeli eşyaları çocuğun ulaşamayacağı yerlere koyunuz. Mümkünse kapalı hatta kilitli bir yerde tutunuz. Bebeğinize güvenli bir ortam hazırlamak için tıklayınız.

Her hangi bir kaza anında, birinci kural, sakin olmak ve sakin kalmaktır. PANİK YOK. İlk yardım konusunda bilgi sahibi olursanız ve bu gibi durumlarda ne yapacağınızı bilirseniz çocuğunuza en büyük yardımı yapmış olursunuz. Daha fazlasını oku

ÖKSÜRÜK

doktoryilmazbay Yorum yok

Öksürük solunum yollarını zararlı etkilerden koruyan vücudun en önemli savunma refleksidir. Öksürük bazen çocuğunuzun kendi ağız salgısının solunum yollarına kaçması gibi basit bir nedenden olabileceği gibi çoğunlukla da solunum yollarının bakteri ya da virüs denilen mikroplar tarafından tutulması gibi daha önemli bir nedenle olur. Mikroplar solunum yollarına girdiğinde vücudun savunma hücreleri onlara karşı koymakta ve onların solunum yollarında ilerlemelerine engel olmaktadır. Öksürük, solunum yollarında ilerleyen bu mikropları ve mikroplara vücut hücrelerinin savaşı sonucu ortaya çıkan artıkları dışarıya atan vücudun en önemli savunma mekanizmasıdır. Öksürük solunum yollarının bir çeşit süpürgesidir. Daha fazlasını oku